Pendik Kadın Doğum Çocuk

Pendik Kadın Doğum Çocuk

Çocuk Sağlığı ve Kadın Hastalıkları Doğum

Anne Sütünün Önemi

 

Dünyaya gözlerini açan her bebeğin en iyi besini, kendi annesinin sütüdür. Doğum yapan her anne, bebeği için en uygun nitelikte ve miktarda süt üretir. Ve bu süt, bebeğin bütün ihtiyaçlarını karşılayan, en kolay sindirebildiği tek besindir.

Hayatın ilk 6 ayında, tek başına anne sütü yeterlidir. 6. aydan sonra anne sütü bebeğin gelişimi için yetersiz kalırsa, ek besinlere geçilir. Ancak anne sütü yeterli ise 6. aydan sonra ek besinlere başlansa bile, bebek 2 yaşına gelene kadar anne sütüne devam edilebilir.Anne sütü hiç olmasa bile 4 aydan önce ek gıda başlanmaz.

Anne sütünün bileşiminde neler var?

Anne sütünün bileşimi, anneden anneye değişim gösterir. Annenin beslenme özelliklerine, metabolizmasına göre farklılık gösteren anne sütünün bileşimi, ayrıca emme süresine, emzirme sıklığına ve tekniğine göre de değişir.

Anne sütü bebeğin D vitamini hariç, tüm besin gereksinimlerini karşılar.

Anne sütündeki proteinler;büyümenin yanı sıra sindirimi kolaylaştırıp, doku olgunlaşmasını sağlar.

Anne sütündeki yağlar;enerji sağlarken, bebeğin bağışıklık sistemini geliştirir.

Anne sütündeki karbonhidratlar;bir yandan enerji sağlarken, diğer yandan bebeğin vücudunu bakterilerden korur.

Anne sütü ile beslenen bebeklerde hastalık ve ölüm riski, anne sütüyle beslenmeyen bebeklere göre çok daha az olur.

Anne sütünün bebeğe faydaları nelerdir?

·         Bebeğin beyin gelişimine katkıda bulunur. Beyin hücreleri için gerekli yağ oranları, en iyi anne sütüyle sağlanır.

·         Prematüre bebeklerin yaşam şansını artırır.

·         İshal, kulak ve solunum yolu enfeksiyonları daha az görülür.

·         Anne sütü alan bebeklerde ayrıca; menenjit, idrar yolu enfeksiyonu, ishal, şeker gibi kronik hastalıklarla, egzama, astım gibi alerjik hastalıklara daha az rastlanır.

·         Çocuklukta insüline bağımlı diyabet, lenfoma gibi hastalık riskleri azalır.

·         Erişkinlikte obezite ve kalp damar hastalıklarına yakalanma riskleri düşer.

·         Bebekle annesi arasındaki psikolojik bağı güçlendirir. Anne sütüyle beslenen bebeklerde güven duygusu daha çok gelişir, bebekler daha mutlu olur.

Anne sütünün anneye katkıları nelerdir?

·         Süt verme, doğumdan sonra rahmin küçülmesini hızlandırır.

·         Emzirme bazı kadınlarda yumurtlamayı durdurduğu için bir süreliğine de olsa, yeniden hamile kalmayı engeller.

·         Özellikle 6 aydan fazla emziren anneler, gebelikte aldıkları kiloyu daha kolay verir.

·         Bebeğini kendi sütüyle besleyen kadınlarda menopozdan önce; meme, yumurtalık kanseri ve kemik erimesi riskini azaltır.

·         Hazırlık ve ısıtma gerektirmediği için kolay bir besindir.

·         Herhangi bir ödeme gerektirmediği için ekonomiktir.

·         Biberon gibi başka bir araç gereç gerektirmediği için çevrecidir.

Anne sütünün inek sütünden farkları nelerdir?

·         Bebekler için son derece uygun protein dengesine sahip olan anne sütü, sindirimi daha kolay bir besindir.

·         Büyüme için önemli bir yağ olan linoleik yağ, anne sütünde, inek sütüne oranla 7-8 kat daha fazladır.

·         Normal bir diyette bulunan demirin yüzde 10’u emilirken, anne sütündeki demirin yüzde 50’si emilir.

·         Büyüme ve gelişme için çok önemli bir mineral olan çinko, anne sütünden daha çok alınır.

·         Toplam protein ve mineral oranı, inek sütüne göre daha düşük olduğu için böbreklerin yükünü azaltır.

·         İçerdiği yağ, bebeğin emme süresine bağlı olarak değişir. Emmenin başında yağ içeriği azken, sonunda bu içerik yükselir. 15-20 dakika boyunca tam emme yapan bebek, doyar ve bir sonraki öğüne kadar huzurla uyur. Yağ oranının emme sonunda artması, bebeği şişmanlıktan korur.

·         Bebeğin özellikle ilk aylarda enzim sistemleri için yüksek kolesterole ihtiyaçları vardır. Anne sütünün kolesterol içeriği, inek sütüne göre daha yüksektir.

·         Laktoz miktarı yüksektir. Kalsiyumun emilimini artıran laktoz, bebeklerin merkezi sinir sisteminin gelişimini de sağlar.

·         Özellikle A ve C vitaminleri, inek sütüne oranla daha yüksektir.

·         Anne sütü alan bebeklerde ilk aylarda grip, farenjit, kulak iltihabı gibi enfeksiyonlara daha az rastlanır.

·         Anne sütü içeriğindeki bazı maddeler, bebeği besin alerjisinden korur.

·         Anne sütü ile beslenen bebeklerde pişiklere daha az rastlanır.

Anne sütünün yeterli olmadığı veya verilmesi sakıncalı olduğu zamanlarda formül mamalar kullanılır. Formül mamaları ilk 4 ay ve daha sonrası için ayrı ayrı satılır. Formül mama kullanılırken bebeğin kilosuna dikkat etmek gerekir. Çünkü mamalar bebeğin aşırı kilo almasına neden olabilir. Bu nedenle mama miktarı ve öğün sayısı, bebeğin kilosuna göre ayarlanmalıdır.

 

Hemen hepimizin tanıdığı bir çocuk, hırıltılı nefes, nefes darlığı, kronik öksürük gibi şikâyetlerle sık sık hastaneye taşınır. Çoğu da henüz 6 yaşına bile basmamış olan bu çocukların büyük bir kısmına astım tanısı konulur.

Peki en iyi koşullarda büyütülmeye çalışılan bu çocuklar, nasıl oluyor da astıma yakalanıyor?

Aslında onlar astıma değil, astım onları yakalıyor demek daha doğru. Çünkü kalıtsal bir hastalık olan astım, daha çok ailesinde astım olan çocukları yakalıyor. Bununla birlikte sanayileşmiş toplumların doğallıktan uzak yaşamları, astım riskini artırıyor. Hava kirliliği, gündelik hayatta kullanılan kimyasal maddelerin yanı sıra, halılarla kaplı evlerin akarları, evlerimizde beslemek zorunda kaldığımız hayvan tüyleri, polen gibi alerjenler, özellikle ailesinde astım olan çocukların solunum yollarını tıkıyor. Solunum yolları tıkalı olduğu için zorlukla nefes alan çocukların astım olduğunu öğrenmek içinse, başka pek çok hastalıktan ayırt edilmesi gerekiyor. Çünkü astım, zatürree, bronşit, reflü gibi hastalıkların belirtileriyle benzerlik gösteriyor. Genellikle viral enfeksiyonlar sırasında ortaya çıkan astım, çocuklar 6 yaşına geldiğinde kendiliğinden düzeliyor. Ailesinde astım olan çocuklarda devam eden hastalık, 10 yaşına kadar erkek çocuklarda, kızların 2 katı fazla görülüyor. Yaş ilerledikçe eşitlenen astım, yetişkin dönemde daha çok kadınları yakalıyor. Tıpkı diğer hastalıklar gibi astımda da erken tanı çok önemli. Tedavisine erken başlanan bir çocuk, hayatına diğer çocuklar gibi devam edebilir. Fakat bunun için öncelikle astımla ilgili doğru bilgi sahibi olup, önlemler almak gerekiyor.

Astım neden olur?

Astımın çevresel ve kalıtsal faktörlerden kaynaklandığı düşünülüyor. Araştırmalara göre, anne ve babası astım olan bir çocuğun hastalığı yakalanma oranı yüzde 60’ın üzerine çıkıyor. Anne veya babasından sadece birinde astım olan çocuğun hastalanması yüzde 20-40 arasında iken, ailesinde hastalık olmayan bir çocukta astım görülme olasılığı yüzde 6-15 arasında değişiyor. Astımlı çocukların çoğu, normal dönemlerde rahatlıkla soluk alıp verebilir. Fakat ailesinde astım olan çocukların solunum yolları, diğerlerine göre çok daha hassas olduğu için sigara, ev tozu, polen gibi maddeler, bu çocukların solunum yollarında alerjiye neden oluyor. Solunum yollarındaki kasları kasılıp, daha çok balgam üreten salgı bezleri şişiyor. Bunun sonucunda daralan solunum yolları, mukuslu bir maddeyle dolarak, çocuğun soluk alıp vermesini zorlaştırıyor. Solunum yollarındaki daralma arttıkça, çocuk sık ve hışıltılı nefes almaya başlıyor. Bu durumda çocuğun hemen tedavi edilmesi gerekiyor.

Astımın belirtileri nelerdir?

·         Tekrarlayan, hırıltı şeklindeki nefes alıp, verme (en az 3 kez sıkışma)

·         Nefes darlığı ve öksürük atakları

·         Kronik öksürük nöbetleri

·         Belirtilerin özellikle gece ve sabaha karşı ortaya çıkması

·         Soğuk algınlığı, sinüzit, orta kulak iltihabı gibi hastalıklara daha sık yakalanmaları

·         Çocuğun yaşı kaç olursa olsun, üç veya daha çok hırıltı atağı

·         Nadiren de olsa, nefes darlığı ve morarma

·         Ailede astım veya diğer alerjik hastalıkların bulunması

Yukarıdaki belirtiler, solunum yollarındaki daralmanın derecesine göre değişir. Sizin çocuğunuzda da bu belirtiler varsa, en kısa zamanda doktorunuza danışmalısınız.

Hangi çocuklarda daha çok görülür?

Anne sütü az alanlar

Ailesinde astım olanlar

Saman nezlesi ve egzaması olan çocuklar

·         Bebeklik döneminde virüslere bağlı enfeksiyon geçirenler

·         Sigara dumanına ve kimyasal maddelere maruz kalan çocuklarda astım daha çok görülür. Astıma eğilimi olan çocuklarda bazı faktörler, astım krizini tetikleyebilir. Bunlar; fiziksel egzersiz, soğuk havaya maruz kalma, hava değişimleri, kedi köpek gibi hayvan tüyleri, evdeki halılar, polenler, aspirin gibi bazı ilaçlar olarak sayılabilir.

Çocuğumuzu astımdan korunmak için neler yapabiliriz?

Kronik bir hastalık olan astım, solunum yollarındaki daralmanın derecesine bağlı olarak tedavi edilebilir veya kendi kendine düzelebilir. Bebeklik yaşından itibaren astım görülen çocukların çoğu 6-7 yaşında kendiliğinden düzelir. Çünkü solunum yolunun çapı artarken, elastik doku da bu yaşlarda gelişir.

Fakat iyileşme göstermeyen çocukların yaşam koşullarındaki bazı değişiklikler yaparak astım krizi azaltılabilir. Bunun için işe, ev ortamındaki değişikliklerden başlamak gerekir.

Ev ortamı nasıl düzenlenir?

·         Suya çeken elektrik süpürgeleri  kullanılmalı

·         Akarları öldüren ilaçlar kullanılmalı(doktor kontrolünde)

·         Çocuğun odasındaki halı kaldırılmalı

·         Yün ve kuştüyü yataktan yapılan yorgan ve yastıklar, elyafla değiştirilmeli. Eğer bu mümkün olamıyorsa, yataklar naylonla kaplanmalı

·         Çarşaf ve perdeler sık sık yıkanmalı

·         Tüylü oyuncaklarla, kedi köpek gibi evcil hayvanlar evden uzaklaştırılmalı

·         Aile fertleri sadece çocuğun odasında değil, evin hiçbir yerinde sigara içmemeli

·         Çocuk parfüm, toz, boya, duman gibi etkenlerden uzak tutulmalı

Çevre koşulları nasıl düzenlenir?

·         Viral enfeksiyonlar, astım ataklarını artırdığı için çocuk özellikle kışın kalabalık ve kapalı ortamlardan uzak tutulmalı

·         Hava kirliliğinin arttığı dönemlerde gereksiz fiziksel aktiviteler yaptırılmamalı

·         Çocuk, solunum yolu enfeksiyonu olan hastalarla temas etmemeli

·         Aspirin gibi ilaçlar astım krizine yol açtığı için, duyarlı olan çocuklara verilmemeli

·         Anne sütüyle beslenme, alerji riskini azaltır. Bu nedenle ailesinde astım olanlar, bebeklerini uzun süre anne sütüyle büyütmeli. Bu bebekler 4. aydan önce ek gıdalara başlamamalı

·         Astımlı hastalara her yıl grip aşısı yapılmalıdır. 

      El-Ayak-Ağız Hastalığı viral bir hastalıktır. Çoğunlukla 5 yaş altı çocuklarda , nadiren de erişkinlerde gözlenebilir. Ateş , elde ayaklarda döküntü ile kendini gösterir. El-Ayak-Ağız Hastalığı poliovirüs, coxacki virüs , echo virüs gibi virüslerden oluşan enterovirüs ailesinin neden olduğu bir hastalıktır. En çok sebep olan virüs ise Coxsackie virus A16’dır fakat diğer enterovirüsler de hastalığa neden olurlar. Özellikle Enterovirus 71 el-ayak ağız hastalığının salgınlarına neden olmaktadır. Hastalik sıklıkla ateş, iştahsızlık, sıtma benzeri belirtiler, boğaz ağrısı ile başlar. Ateş başladıktan 2-3 gün sonra, ağızda herpanjina adı verilen ağrılı, su dolu döküntüler meydana gelir. Küçük kırmızı lekeler olarak başlayan lezyonlar ülserleşir. Deri döküntüsü 1-2 gün sonra gelişir. Ayak tabanı ve el ayalarında meydana gelen düz kırmızı noktalar halinde başlar, daha sonra su toplar. Nadiren döküntüler dizlerde, dirseklerde, kalçada veya genital bölgede olabilir. Özellikle bebeklerde ağızdaki yaralar nedeni ile yutma güçlüğü ve dolayısı ile dehidratasyon olabilir. El-Ayak-Ağız Hastalığı bulunan hastaların hepsinde tüm döküntüler birden olmayabilir, sadece ayakta sadece elde veya ağızda sınırlı bir alanda kalabilir. Hastalık çok nadiren aseptik menenjit veya ensefalit gibi komplikasyonlara neden olabilir. El-Ayak-Ağız Hastalığı insandan insana direk temas ile bulaşan viral bir hastalıktır. Hastalığa neden olan virüsler burun ve boğaz bölgesine yerleşir ayrıca gaitada ve döküntülerin içindeki sıvılarda bulunurlar. Bu sebeple feka-oral yolla ve lezyonlara direk temas ile insandan insana bulaşabilirler. Hastalar hastalığın ilk haftasında oldukça bulaştırıcıdır. Hastalığın semptomları düzeldikten sonrada bir süre taşıyıcı kalırlar. Bu nedenle hastalık çok bulaşıcıdır ve hastaların hastalık tamamen düzelene kadar izole edilmelerinde yarar vardır. Birçok erişkinin de hastalığı hiç semptom oluşmadan taşıyabileceği unutulmamalıdır. El-Ayak-Ağız Hastalığı ağızda ağrılı yaralara neden olan birçok hastalık ile karışabilir. Tedavinin doğru yapılabilmesi için bu hastalıklar ile ayrımının doğru yapılabilmesi gerekir. Hasta kaç yaşında, semptomları neler, döküntüleri nasıl sorularının doğru yanıtlanmasının yanısıra laboratuvarda bu ayırıcı tanıda oldukça yardımcı olacaktır. Tanıda virüsün bulunması muhtemel alanlardan ( burun-boğaz sürüntüsü, gaita, döküntü sıvıları..) alınan numunelerde PCR yöntemi ile virüs izole edilebilir veya kanda hastalığa sebep olan virüslere (coxackie, enterovirüs..) karşı oluşan antikor (bağışıklık sistemi yanıtı)tespit edilebilir. Tedavi : Hastalıktan korunmak için aşı yoktur. Bu nedenle, hasta ile temastan kaçınmak ve bazı temel temzilik kurallarına dikkat ederek hastalıktan korunmak gerekir. · El temizliğine dikkat etmek, özellikle tuvalet kullanımı sonrası veya bez değiştirdikten sonra mutlaka el yıkamak. · Oyuncaklarda dahil olmak üzere çocukların kullandığı tüm malzemelerin yüzey temziliğini ve dezenfeksiyonunu doğru yapmak. ( ilk olarak sabula temzileyip daha sonra bir tatlı kaşığı çamaşır suyu ile hazırlanmış 4 bardak su ile temzilemek) · Hastalarla yakın temastan (öpüşme, sarılma gibi…) ve ortak tabak bardak kullanımından kaçınmak. Spesifik bir tedavisi olmayan hastalıkta semptomları hafifletmek için bazı önlemler alınabilir; · Ateş düşürücü ve ağrı kesici kullanılabilir. · Ağız yaralarına karşı ağrı kesici solusyonlar kullanılabilir.


Etiketler : Anne Sütünün Önemi